Picture
Önceki bölümde yer alan Dan Ariely’nin tavsiyelerine katılıyorum. Benim de bu tavsiyelere ekleyeceğim bir kaç husus ve sorunun üstesinden gelmek için birkaç pratik önerim var: Öncelikle “sahiplik duygusu” gibi psikolojik faktörlerin varlığını, bizim de insan olduğumuzu ve yapımız gereği, uzmanı olmadığımız konularda (hatta onlarda bile!) rasyonel davranmama ihtimalimizin yüksek olduğunu kabul edelim. Bunun nedeni, beynimizin çalışma prensipleri sebebiyle bazı önyargılara sahip olması ve çoğu zaman bir modele dayanarak analitik çalışma yerine, sezgilerle karar vermesidir. Çoğumuz uzmanı olduğumuz konularda bile beynimizin hazırladığı bu tuzaklara düşeriz. Örneğin, evinizi satma konusunda günümüzde internetin sağladığı kolaylıklarla herkes bunun profesyonel tecrübe gerektiren bir iş olduğu gerçeğini yok sayıp, hemen kendi başına ilan sitelerine, (evi satabilecekleri rayiç fiyatları bile kontrol etmeden) ya tutarsa diye ilanlar girmekte ve çoğu hüsranla sonuçlanan 5-6 aylık çabadan sonra, fiyat indirmeye razı olup hem vakit kaybetmekte hem de gereksiz risk almaktadırlar. Örneğin şu anda ülkemizdeki faiz oranları ile 6 ay bekleyip bir evi 525.000 TL’ye satmak ile hemen bugün 500.000 TLye satmak arasında finansal olarak hiçbir fark yoktur. Fiyatta inat edeceğine 500.000 TLye hemen satabileceği teklifi değerlendirip bu parayı bankaya yatırsan 6 ay sonra otomatikman 525.000 TL oluyor zaten. Ayrıca 6 ay boyunca, meydana gelebilecek bir krizden de korunduğunuzu düşünürseniz, bunun için zamanına göre, 475.000 TLde mantıklı olabilir. Örneğin ülkede veya dünyada yakın gelecekte bir ekonomik kriz veya konut sektöründe patlamaya yakın bir balon olduğunu düşünüp de evini hemen satmayan herkes irrasyonel davranmaktadır. Kendi gerçek hayat gözlemlerimden aktarayım: Yapmış olduğu 30.000 TL.lik yenileme masrafının tamamını fiyata ekleme inadı yüzünden, 3 ay oyalanıp İstanbul’un iyi semtlerinde bulunan evini satamayan ve 1999 krizine yakalanan birini tanıyorum:)) Kriz başladıktan 6 ay sonra evinin fiyatı yarıya düşmüştü. Satamadı tabii ki… Kriz geçtikten sonra evi yine değerini bulmuştu. Ne kaybetti sizce? Hiçbirşey gibi gözüküyor değil mi? Ama kendi istediği fiyat yerine, zamanında rayiçten satmaya razı olsaydı, şu anda aynı iyi semtte 2 evi olabilirdi…Bazen zamanlama hayati derecede kritik olabilir, vakit kaybetip eşe dosta sormanın veya bildiğini okumanın sonuçları ağır olabilir.  Karar vermeye yardımcı olacak her türlü bilgiye değer verin…

Benim tavsiyem ev satma veya alma kararı vermeden önce, vaktiniz yoksa bir uzmana danışın veya biraz araştırma yapmaya vaktiniz varsa, önce güvenilir kaynaklardan konuyla ilgili bilgi edinin. Artık, internette tonlarca bedava bilgi var. Benimki gibi güvenilir bloglardaki birikmiş yazıları okumakla işe başlayabilirsiniz:) Ayrıca, yine ucuz bir çözüm olarak, ev alma veya satma konusunda, karar verme sürecinizde size yardımcı olacak ve birçok bilgiyi kompakt olarak bir arada bulabileceğiniz, bilgisayar ve istatistiksel bir modele dayanan sonuç üreten bir “otomatik değerleme modeli” raporu satın alın. Örneğin, çok yakında, PROBO otomatik değerleme modeli (www.probomodel.com) kullanan bir siteden (www.EvRaporu.com)  İstanbul için online olarak 20-30 TLye elde edebileceğiniz bir e-ekspertiz raporuyla, ilgilendiğiniz evin fiyatı, değer aralığı, bunların ne kadar güvenilir olduğuna dair bir skor, o mahallenin, ilçenin ve İstanbul’un son 1 yıldaki konut değerlerini karşılaştırmalı olarak gösteren bir grafik, ilgili mahalleye özgü, deprem, sel hava kirliliği, güvenlik gibi mevcut bilgi ve uyarılar, semtin sosyo-ekonomik statüsü ile ilgili gösterge ve çevrede değerlemesini yaptığınız konuta benzer nitelikte, şu anda satışta olan evlerden bir kaç örneği de içeren bilgilerin hepsine tek tuşla anında ulaşabilirsiniz. Bu raporu okuyup değerlendirdikten sonra vereceğiniz kararların, nitelik açısından okumadan öncekiyle aynı olmayacağına bahse girerim. Ayrıca, makinaların duyguları olmadığından ve sezgilere göre değil, istatistiki verilerle, matematik formüllere dayalı sonuçlar ürettiklerinden, insanların muzdarip olduğu "sahiplik duygusu"nun yarattığı olumsuz etkiler bu raporun sonuçlarını etkilemeyecektir!


 
 
Picture
Önceki bölümde Dan Ariely’nin hikayesinin başından geçtiği zamanlarda, 2007 ve 2008 yıllarında, Amerika'nın dört bir yanında ev fiyatları başaşağı düşerken, Zillow.com (ABD’deki bir emlak sitesi) tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, 2008 yılının ikinci çeyreğinde, on ev alıcısından dokuzu (yüzde 92'si) bulundukları bölgelerde, gayrimenkuller üzerinde hacizler olduğunu, bu hacizlerin çevrelerindeki evlerin değerini düşüreceğinden endişelendiklerini söylüyordu. Dahası, beş ev alıcısından dördü (yüzde 82'si) emlak piyasasının yakın gelecekte düzeleceğine dair fazla umut beslemiyordu.

Görünüşe göre, Zillow'un araştırması, ev sahiplerinin medyayı dikkate aldıklarını, ekonomiye neler olduğu konusunda fikir sahibi olduklarını ve konut piyasasındaki çatırdamanın ciddiyetini anladıklannı öne sürüyordu. Ama aynı çalışma, sözüm ona çok bilgili olan bu insanların kendi evlerinin değerinin fazla düşmediğine inandıklarını da buluyordu. Üç ev sahibinden ikisi (yüzde 62'si) kendi evlerinin değerinin arttığına ya da aynı kaldığına inanıyordu. Yarısından fazlası (yüzde 56'sı), evin değerini arttırmak için yapılan dekorasyon işlerine para yatırmayı planlıyordu-hem de konut piyasasının çöküşünü izlerken.


Evlerinin değerine yönelik abartılı algıları ve iç karartıcı piyasa gerçekliği arasındaki büyük boşluğun açıklaması neydi? Yazarın bu soruya cevabı, benim düşüncelerimin devamı ve bu sorunu çözmek için neler yapabileceğimiz de öbür yazıya. Blogumun üst tarafındaki twitter ikonunu tıklayıp beni takip ederseniz, yazım bloga girer girmez haberdar olursunuz.