Picture
Yaklaşık 3 milyon kapalı devre TV İngiltere’yi takip ediyor. Tahmini 2,5 milyon İngiliz, şimdi ulusal DNA veri tabanı ve göz tanıma programları için devam kararı veren İngiliz hükümeti sayesinde kayda geçmiş durumda.

Türkiye de bu konuda dünyadan kopuk değil, örneğin Hava Elektronik Sanayii (HAVELSAN) Genel Müdürü Ahmet Hamdi Atalay, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra alınan önlemler kapsamında tüm Türkiye'nin 80 bin akıllı kamerayla Ankara'dan 24 saat izleneceğini belirtti. ASELSAN’ın ana yükleniciliğindeki ''Türkiye genelindeki Kent Güvenlik Yönetim Sistemi” projesinde, tüm MOBESE sistemi baştan aşağı yenileniyor. 900 milyon TL bütçeli proje kapsamında Türkiye’nin her noktasına en son teknoloji IP kameralar yerleştirilecek. Kapıkule’den giren biri, akıllı sistemlerle Hakkâri’ye kadar izlenebilecek. Araç plakası, yüz-kimlik tanıma sistemi olacak. Tüm alt parçaları ile birbirine entegre olacak sistemin tek elden kontrolü ve izlenmesi için Ankara’da bir komuta kontrol merkezi olacak; tüm il ve ilçelerde izleme merkezleri kurulacak. 


Kötü bir şey mi? Terör eylemleri düşünüldüğünde kötü değil tabii, ama kim nasıl kullanacak bu çok önem kazanıyor artık. Örneğin, Türkiye'deki MOBESE sisteminin FETÖ mensubu polislerce kurulduğu ve yıllarca 'sistem dışı' görüntü kaydı yaptığı iddia edildi. Zararları saymakla bitmez.

Tüm dünya için, şu bir gerçek ki, muhtemelen bir daha asla anonim kalamayacağız!

 
 
Picture
Her saat, İngiliz hane halkı Royal Albert Hall doldurmak için yeterli miktarda çöp atıyor. Her yıl, Amerika, Teksas eyaletini sarmaya yetecek kadar plastik film üretiyor. Her yıl Noelde, fazladan 5 milyon ton çöp üretilir – bunun 4 milyonu, alışveriş torbaları ve ambalaj kağıdı. Çin, her yıl 45 milyar çiftten fazla tek kullanımlık yemek çubukları üretir ve atar. Bunu yapmak için 25 milyon ağaç keser. Bangladeşin başkenti Dakka’da, 10 milyondan fazla plastik torba, her gün kentin kanalizasyonuna atılarak, tıkanmasına sebep olmaktadır. Şu anda, dış uzaydan görülebilen insan yapımı iki yapı olduğu söyleniyor: Çin Seddi ve New York yakınlarındaki Fresh Kills çöplüğü. Fresh Kills çöplüğünün yüzölçümü 12km2 dir. 2001 yılında halk baskısıyla kapanan çöplük kullanımdayken buraya her gün, her biri 650 ton atık taşıyan 20 kamyon gelirdi. Eğer kullanıma devam edilseydi bu çöplük Amerika kıtasının doğudaki en büyük çıkıntısı olacaktı. Çöplüğün yüksekliği özgürlük anıtından 25 metre daha yüksektir. ABD’de her gün bir çöp kapanır ve uzmanlar, ülkenin 18 yıllık depolama kapasitesi kaldığını söylüyorlar.

Peki İstanbul’un Çöpleri Nereye Dökülüyor?
İstanbul'da Belediye (Evsel) Atıklarının bertaraf edildiği biri Avrupa Yakasında diğeri Anadolu Yakasında olmak üzere iki adet II. Sınıf Düzenli Depolama Tesisi bulunmaktadır. Anadolu Yakasında yer alan Kömürcüoda II. Sınıf Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi Şile ilçesinin Karakiraz Köyü Kömürcüoda mevkiinde toplam 233 Ha. alan üzerine kuruludur. Avrupa Yakasında bulunan Odayeri II. Sınıf Düzenli Depolama Tesisi Eyüp ilçesinin Göktürk Odayeri Köyü Mevkiinde Göktürk beldesinin kuzeybatısında, Göktürk beldesine yaklaşık 5 km. mesafede 114 Ha'lık alanda yer almaktadır. İstanbul genelinde yaklaşık 14000 ton çöp toplanmaktadır. Bunun 9000 tonu Avrupa Yakasında 5000 tonu Asya yakasında toplanıp II. sınıf düzenli depolama alanlarına getirilmekte ve bertaraf edilmektedir.

İstanbul’un eski ama felaketleriyle ünlü çöplükleri şimdi ne oldu?
İstanbul’un en büyük çöplük alanı; Avrupa yakasında Halkalı, Anadolu yakasında ise Ümraniye’deydi. 1993 yılında Ümraniye çöplüğünde metan gazı birikimi sonucu yaşanan patlama ile 29 kişi hayatını kaybetti ve Ümraniye çöplüğü kapatıldı. 1994 yılında da Halkalı çöplüğü kapandı. Çöplüklerin bir kısmı geri dönüşüm için kullanılırken bir kısmı da üzeri toprakla örtülerek yeşil alan olarak kullanılmaya başlandı. Park alanı, spor komplekslerine dönüşen bazı çöplükler, imar sorunlarının çözülmesi ve konut ihtiyacının artışı ile birlikte konut projelerinin yapıldığı alanlara çevrildi.

2000’li yıllara kadar çöplük olan ve yakınından dahi geçmenin cesaret istediği Ümraniye ve Halkalı’da inşaat firmaları birbirleriyle yarışır hale geldi. Yatırım amaçlı, oturum amaçlı yapılan konut projelerinin uygun fiyata satılması ve yapılan kampanyalarla beraber İstanbul nüfusunun büyük çoğunluğu bu bölgelere kaydı.


Yıllarca İstanbul’un çöplerinin döküldüğü 1,5 milyon metrekarelik Halkalı çöplüğünde 2000 yılından sonra dev konut projeleri yükselmeye başladı. Temapark İstanbul tam olarak bu çöplük alanının ortasında yer almaktadır. Konut projeleri hız kesmeden devam ettiği bölgede Temapark arazisinin hemen yanı başında yükselen binaların zemininin önemli bir kısmının çöp dolgusu olduğunun açıkça görüldüğü, İBB Zemin ve Deprem İnceleme Müdürü Mahmut Baş'ın, 21 Aralık 2001 tarihinde “Halkalı çöplüğü gibi çok kalın dolgular var. Dolgular üzerine yerleşim yapılamaz.” ifadelerini kullanmasına rağmen bölgenin büyük bir bölümü yüksek binalar yapılarak yerleşime açılmış durumda. Bu binaların arasında üzeri otlarla kaplı yer yer çöp tepeleri dikkat çektiği, çöplerin görünmemesi için dev perde beton duvarlar çekildiği, Halkalı’da binaların arasında bulunan çöp tepeciklerinin, 28 Nisan 1993 tarihinde İstanbul’un Ümraniye ilçesi Hekimbaşı çöplüğünde biriken metan gazının patlaması sonucu meydana gelen ve 27 kişinin hayatını kaybettiği faciayı akıllara getirdiği belirtiliyor. Aslında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından 1994 yılında başlanan ve Aralık 2011 yılında tamamlanan “İmar Planlarına Esas 1/5000 Ölçekli Jeolojik Yerleşime Uygun Haritalar” kapsamında çöp dolgu alanlarının yerleşime açılması uygun bulunmuyor.
 
 
Picture
Borçlandırarak çalıştırma, bugünlerde dünya çapında yaklaşık 20 milyon kişiyi etkileyen, köleliğin en yaygın şeklidir. Anti-kölelik grupları, kölelerin, Batı dünyasında günlük kullanım malları üreten, Antarktika dışında her kıtada var olduğunu tahmin ediyor. Eskiden, ABD’nin güneyinde ortalama bir kölenin maliyeti bugünün parasıyla 40.000 $ idi, bugün bir kölenin ortalama maliyeti sadece 90 $’dır. 1790’da ABDde 800.000 köle vardı. Dünyada, şu anda 30 milyon civarında köle olduğu tahmin ediliyor.

 
 
Picture
2003 yılında, ABD 396 milyar dolar askeri harcama yaptı. 2002 yılında, dünya askeri bütçesi 794 milyar dolar oldu. Amerika'nın askeri harcamaları, haydut devlet ilan ettiği, Küba, İran, Irak, Libya, Kuzey Kore, Sudan ve Suriye’nin toplam bütçesinden 33 kat daha fazla. 1985 yılında, Soğuk Savaş'ın zirvesinde, dünya 1,2 trilyon ABD doları harcadı; 90'lı yıllarda bir düşüş oldu, 11 Eylül’den sonra, eğilim tersine döndü; ABD yönetimi, önümüzdeki altı yıl içinde 2,7 trilyon ABD doları askeri harcama yapmayı planlıyor. Dünyadaki tüm insanlar için temel sağlık hizmeti sağlamanın yıllık maliyeti yaklaşık 15 milyar dolar, açlık ve sürdürülebilir tarım programlarını finanse etmenin maliyeti yılda 2 milyar dolar, dünyadaki herkes için temel bir eğitim sağlamanın maliyeti ise yılda yaklaşık 5 milyar dolardır.


“Haydut Devlet” ABD Başkanı Reagan zamanında dillendirilmeye başlayıp, Clinton döneminde ismi konan bir terim. Orijinal haydut devletler, Kuzey Kore, İran, Irak, Libya ve Küba iken, daha sonra listeye Yugoslavya, Sudan ve Afganistan da alındı. Teoride, “haydut devlet” olarak sınıflandırılmak için bir devletin en azından şu dört ihlali yapması gerekiyor: kitle imha silahları yapmak, terörizmi desteklemek, kendi vatandaşlarını ciddi bir şekilde istismar etmek ve ABD’yi keskin bir şekilde eleştirmek. 11 Eylülden sonra, Ocak 2002’deki ulusa sesleniş konuşmasında, terim, George W.Bush tarafından “şer ekseni” olarak İran, Irak ve Kuzey Kore için kullanılmaya başlandı. ABD’nin resmi olarak 20-30 yıldır kullandığı terim olan “devlet destekli terörizm” ile de aşağı yukarı aynı şeyler ifade edilmekte ise de bu terimi eleştirenler, “haydut devletin sadece genel olarak, ABDye muhalefet etmekten daha fazla bir tehdit teşkil etmese bile ABDye düşmanlık besleyen herhangi bir ülke demek olduğunu söylüyorlar.

Derse desin, ne olacak demeyin. Haydut devlet listesine girmek, ABD ve müttefiklerinin ekonomik yaptırımlarına,  hava harekatlarına ve işgale, bölünmeye kadar giden bir sürece girmek demek…


 
 
Picture
Her hafta, 200'den fazla yeni yetişkin filmi üretiliyor ve konu hakkında 300.000'den fazla internet sitesi var. ABD’de 1,5 milyon adet otel odasında porno film izleme imkanı var ve otel odasındaki eğlence karlarının yaklaşık% 80'i bu gösterimlerden elde ediliyor.


Bizde internette porno aramayla ilgili ilginç istatistikler var mı diye baktım. Tüm dünyada internette porno araması giderek artıyor, 2005'te yüzde 30'lardayken, 2013'te yüzde 100'e yaklaştığı görülüyor. Yani artık herkes internette porno arıyor.

En çok hangi ülke arıyor? dersek, dünyada ilk sırada Papua Yeni Gine varmış. Onu Hindistan ve Pakistan takip ediyormuş. Tüm ülkeleri gruplara ayırırsak Türkiye ilk üç ülke grubunda ve Türkiye’de dünya geneline kıyasla daha hızlı bir artış varmış. Türkiye'de illere göre bakarsak, Diyarbakır, Erzurum ve Adana’nın ilk sıralarda olduğu gözleniyormuş. Sebep olarak da, bu illerde çok sayıda işsiz genç nüfus olması ve zamanlarını internet kafelerde geçirmeleri gösteriliyor.


 
 
Picture
2001 İngiltere Genel Seçimlerinde yaklaşık 26 milyon kişi oy kullandı. Pop Star yarışmasının ilk sezonunda 32 milyondan fazla oy verildi. 1950 yılında, İngilizlerin% 84’ü oy kullanırken, 2001 yılında bu oran% 60’a düştü. Aşağıdaki grafikte görüleceği üzere, daha sonra oy kullanma oranı biraz artsa da 2015 genel seçimlerinde ancak %66.1’e yükseldi. Ülke için çok önemli bir oylama olan BREXIT’te ise bu oran ancak %72 oldu.

Dünya çapında, gençlerin çoğu politikacıların kendi oyunlarını oynarken “oy vermenin hiç bir şey değiştirmeyeceğıni” hissediyor. Alman hükümeti 2003 yılında, anne babaların, 12 yaş ve daha büyük çocukları adına oy vermelerine imkan veren bir teklifi tartıştı. Cep telefonu ve internet kullanımı da oy kullanmayı kolaylaştırmak için kullanılıyor; Arizona Demokratik ön seçimlerinde internet oylama sistemi kullanılıdığında, katılım % 600 arttı.

Peki Türkiye’de durum nedir? Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere maşaallah katılım oldukça stabil ve yüksek düzeyde. Bizde de 1969a kadar oy verme oranı düşmüş ve en düşük oran 1969daki %60, İngiltere’nin 2001deki en düşük oranıyla aynı seviyede (en mutlu o zaman mıydık acaba?) ama 1991 sonrası neredeyse hiç %80’in altına düşmemiş. 2015teki son seçimdeki oran ise %86.13. Bizdeki Pop Star oy rakamlarına ilişkin bir bilgi bulamadım ama zaten oy oranı yüksek çıktığından herhalde İngiltere ile benzemiyoruz bu açıdan.

Bir dakika, bizde oy kullanmayana ceza var ondan katılım yüksek dediğinizi duydum:). Oy kullanmayanlara parasal ceza ile ilgili Maliye Bakanlığı’nın yaptığı 2015 tarihli açıklama:

“ Parasal Sınırlar ve Oranları Hakkındaki Genel Tebliği dikkate alınarak Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre referandum günü sandığa gitmeyenlere, 22 TL oy kullanmama cezası uygulama kararı verilmiştir. ” şeklinde.

Maliye Bakanlığı’nın yaptığı açıklamadan anlaşılacağı üzere oy kullanmayanlar 22 TL para cezası ödeyecek. Gel gelelim, şu ana kadar böyle bir cezaya şahit olan yok. Oy kullanmadığı için ceza alan seçmen diye bir vaka literatüre geçmiş değil. Kısaca bugüne kadar hiçbir seçmene oy kullanmama cezası verilmemiş. En azından bütün iddialar bu yönde…

Katılırsınız, katılmazsınız ama benim yorumum: Türkiye’de toplum tarafından, seçimlerin devleti ele geçirip sonuna kadar sömürmenin ve karşı tarafı da sonuna kadar ezmenin bir aracı olarak görülmesi. Bunun nedeni de bence, hep söylendiği gibi hukuğun işlememesi değil (işliyor demiyorum), toplumun hak hukuk kavramına uzak olması ve bunu kesinlikle kabul etmemesi, sadece kendi çıkarına göre hareket etmesi… Gerek iş dünyasında, gerek siyasette, gerekse toplumun tüm diğer yönlerinde kafaca en alışık olduğumuz ve kabul ettiğimiz organizasyon, çete tipi organizasyon…Böyle olunca ganimeti ele geçirmek ve karşı çeteleri bitirmek için oy kullanmak önemli oluyor…Batıdaki toplumlar da politikacılardan şikayetçi ama kim gelirse gelsin asgari seviyede hukuk beni korur, düzeni ve ülkenin gittiği yönü çok fazla değiştirmez diyor ve oy kullanmak bizdeki kadar önemli olmuyor. Çünkü kendileri de yolda yürürken, sokağa tükürmez ve çöp atmazken, trafikte araba kullanırken, kemer bağlarken, şirketlerini yönetirken başkalarının hakkını ve hukukun işlemesi gerektiğini düşünüyor, bunu bizim gibi baştan, hep kendimizi haklı gördüğümüz çeşitli gerekçelerle reddetmiyorlar. 15Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası, çözüm için herkesin hemfikir olduğu, iktidarı ele geçirenin çullandığı bir devlet yerine, liyakat esaslı kamu görevleri ve hukukun üstünlüğü temennileri size inandırıcı geliyor mu bilmiyorum. Siyasileri bırakın, etrafınıza ve kendinize bir bakın, hiç öyle bir durum var mı?

SONUÇ: İnşallah ileride biz de ülke olarak (tabii bu kafayla, ortada bir ülke kalırsa), oy kulanmanın bu kadar önemli olmadığı bir seviyeye ulaşırız!

 
 
Picture
18 yaşın altındaki çocuklar, 33 ülkede dünyanın hemen her bölgesinde savaşıyor. Birmanya’da, 350.000 kişilik ulusal ordusunun beşte birinden fazlasının 18 yaşın altında olması ile başka herhangi bir ülkeden daha fazla çocuk asker olduğuna inanılıyor.

Önce tanımı yapalım: “Çocuk askerler”, bir devlet ya da devlet dışı silahlı grup tarafından alınarak, savaşçı, aşçı, intihar bombacısı, canlı kalkan, haberci, casus, ya da cinsel amaçlı olarak kullanılan 18 yaşın altındaki tüm çocuklara verilen addır.

Son 15 yıl içinde, çocuk askerlerin kullanılması, hemen hemen dünyanın her bölgesine ve her silahlı çatışmaya yayıldı. Tam olarak sayılarını tanımlamak imkansız olmasına rağmen, binlerce çocuk askerin yasadışı olarak, dünyada silahlı çatışmalarda yer aldığı bilinmektedir.

Çocuk asker olmaya zorlanan bazı çocuklar 10 yaşın altındadır.

Devletlerin üçte ikisi 18 yaşın altında askerlerin yanı sıra 16 ve 17 yaşındaki silahlı kuvvet gönüllülerinin göreve Kabul edilmesinin yasaklanması gerektiğini kabul etmektedir.

Ailelerinden uzaktaki, yoksul, eğitime sınırlı erişime sahip, ya da bir savaş bölgesinde yaşayan çocukların zorla asker yapılma olasılığı daha yüksektir.

Asker olmaya zorlanmayan çocuklar, toplumsal baskı hissettiklerinden ve gönüllü olarak asker olmanın bir tür gelir, gıda veya güvenlik formu sağlayacağı izlenimiyle, kendi istekleriyle gruba katılmaktadırlar.

Son 2 yılda, 20 devletin resmi ve resmi olmayan silahlı kuvvetlerinde, çocuk asker olduğu rapor edilmiştir. Ayrıca, 40 devletin, halen 18 yaşın altındakileri askere almaya imkan veren kanunları vardır.

Kızların, savaş ve diğer amaçlar için kullanılan çocuk askerlerin yaklaşık %10 ila 30’unu oluşturduğu tahmin edilmektedir. Bunlar, özellikle cinsel şiddete gelince savunmasızdır.

2011 yılından bu yana çocuk asker kullandığı belirtilen ülkelerin bazıları: Afganistan, Kolombiya, Hindistan, Irak, İsrail, Libya, Mali, Pakistan, Tayland, Sudan, Suriye, ve Yemen.

Çocuk askerlerin terhis edilmesine ilişkin Çad bölgesindeki bir hükümet anlaşmasına rağmen, 7000 ile 10.000 civarındaki 18 yaşın altındaki çocuğun, 2007 yılında savaş ve diğer askeri görevlerde kullanıldığı tespit edilmiştir.

Çocukların askere alınması, birkaç insan hakları yasasını ihlal eder. Asker olarak suç işleyen çocuklara daha hoşgörülü davranılmaktadır. Gönüllü işlenen suçlar, uluslararası çocuk adalet standartlarına göre yargılamaya tabidir.

Bizde de gerek Türk ordusu, gerek koruculuk sisteminde, bu yönde bir sorun olmamasına ragmen, PKK ve IŞİD tarafından çocuk askerlerin gerek zorla, gerekse, yukarıda bahsedildiği gibi, toplum baskısı veya gönüllü olarak asker olmanın bir tür gelir, gıda veya güvenlik formu sağlayacağı izlenimiyle, kendi istekleriyle çocuk yaştakilerin silahlı gruplara katıldığı bilinmektedir. Hiç sorun olarak gündemimizde yer aldığını veya “buradan ailelere sesleniyorum…” dışında, ciddi çözüm üretilmeye çalışıldığını gördünüz mü? Dahası, bizim gündemimizde hiçyeri var mı?

 
 
Picture
Kızların ve kadınların genital organlarını kesme şeklindeki barbar uygulama durdurulmalıdır, ancak sorunun karmaşıklığı ve etrafını çevreleyen gizlilik çok dikkatli bir yaklaşım gerektirmektedir. Anketler, en sık Afrika'da uygulanan kadın sünnetinin, 1995 yılında % 95’ten 2002 yılında % 89’a düştüğünü göstermektedir.

Uygulama cinsiyet eşitsizliğine dayanmakta, kadının cinselliğini kontrol etmeye çalışmakta ve saflık, alçakgönüllülük ve estetik konusundaki fikirler çerçevesinde açıklanmaya çalışılmaktadır. Genellikle bu işi bir onur kaynağı olarak gören ve yapmamanın kızlarının ve torunlarının sosyal dışlanmasına sebep olacağından korkan kadınlar tarafından başlatılıp, yürütülür. Kadınların sünnet edilmesinin sağlık etkileri; İdrar güçlüğü, adet düzensizliği, kronik ağrı, kist gelişimi, doğum sırasında komplikasyonlar, hamile kalamama ve ölümcül kanama gibi olumsuzlukları içerebilir. Kadın sünnetinin, bilinen hiçbir sağlık faydası yoktur.

Akıldışı ama gerçek değil mi?... Evet konu bize uzak gibi duruyor ama bizim de, böyle gelmiş böyle gider diye sorgulamadan yaptığımız saçma ve zaralı davranışlar olabileceğini hatırlatıyor bana.


 
 
Picture
Düşünce suçu, sosyal olarak kabul edilemez veya aykırı düşünceler nedeniyle oluşan olay veya düşüncelere denir. Bu terim ayrıca inançsızlık ya da putperestlik gibi bazı teolojik kavramları tanımlamak ya da güçlü sosyal ya da felsefi ilkelerin reddi için kullanılır.

Terim George Orwell’in 1984 romanı ile popüler oldu.  Düşünce suçu (thoughtcrime), iktidar partisini sorgulamak, muhalefet yapmak için  söylenmemiş inançlara veya şüphelere sahip olmanın suç olmasıdır. Kitapta, hükümet, vatandaşların sadece konuşmalarını ve eylemlerini değil, aynı zamanda düşüncelerini de kontrol etmeye çalışmaktadır. Newspeak denen, partinin ideolojik saflaştırılmış lehçesi olarak tarif edebileceğimiz yeni dilde, suç düşünmek (crimethink) kabul edilemez düşüncelerin kafaya üşüşmesi, suçu önleme (Crimestop) ise, hemen, akla gelen tehlikeli düşünceleri kafadan atarak suçu önlemenin bir yoludur.

Bu anlamda ülkemizde, düşünce suçu sayılabilecek bir durum yoktur. Düşünme ve ifade özgürlüğü ise farklı kavramlardır ve düşünce suçundan önceki aşamaları ifade etmektedir.


 
 
Picture
Neredeyse çocuğu olan, her üç Amerikan ailesinin birinin evinde silah var. 1974 ve 2000 yılları arasında gerçekleşen 37 okul saldırısı olayına karışan öğrencilerin üçte ikisi silahları kendi veya bir akrabalarının evinden almıştı. ABD silah ile ölüm oranının gelişmiş dünyada en yüksek olduğu ülkedir. Dünya çapında 639 milyon küçük silahın, yaklaşık 200 milyonu Amerikalıların evlerindedir.


Bizde durum nedir? diye merak ettim, araştırdım. Öncelikle, MEB ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ’nin md.164/4 “Örgün eğitim dışına çıkarma cezasını gerektiren davranışlar” içinde:

ı) Yaralayıcı, öldürücü her türlü alet, silah, patlayıcı maddeleri kullanmak suretiyle bir kimseyi yaralamaya teşebbüs etmek, yaralamak, öldürmek, maddi veya manevi zarara yol açmak,

maddesi dışında silah ile ilgili başka madde yok. Benim anladığım, bizde, birini yaralayıp, öldürmez, maddi, manevi zarara yol açmazsanız okula silah getirebilirsiniz! Ama cep telefonu, sigara ve alkol söz konusu ise aynı yönetmelikte ayrıntılı düzenlemeler var.


 

    50 Gerçek

    Bu bölümde, size orijinali 2004 yılında basılmasına rağmen, dünyadaki politikacılar ve sadece kendi cebini düşünen toplumların çoğunluğu tarafından hiç ilgilenilmeyen konular olduğundan hala güncelliğini koruyan, BBC muhabiri Jessica Williams’ın yazdığı, ilk bakışta birbiriyle ilgisizmiş gibi gözüken “Dünyayı Değiştirmesi Gereken 50 Gerçek” (Türkçe baskısı Aykırı Yayınevinden çıkmış) adlı kitapta yer alan başlıklara, benim bazı eklemelerimle birlikte kısa notlara yer vereceğim. Hızlıca üzerinden geçmeden düşünerek okunması için haftada bir “gerçek” ekleyeceğim. Bir şey yapamayacağınızı düşünüyor olsanız bile hiç değilse haftada bir göz atın…